Şapkalarım Blisskiss' de ve www.hediyeyarat.com 'da satışta...

SAYFALARDA NELER VAR?

Başka şapka yok muu? Var... Zeynep ' de...


CONTEMPORAY İSTANBUL' dan birkaç kare, gözüme çarpan tasarımlar ve 2010 JAPONYA YILI... İTÜ' de JAPANESE DESIGN TODAY 100, Tasarım ' da...


KONYA Yolculuğu, BATI KARADENİZ turu SAFRANBOLU, SİNOP ve AMASRA Hep Gezsek ' de...


8 Şubat 2011 Salı

İstanbul Fashion Week 2011 bitti....



Olay: İstanbul Fashion Week yani İFW 2011
Yer: Santralistanbul
Tarih: 3-6 Şubat 2011

Başlamadan konuşulmaya başlandı olay. Defile saatleri açık arttırmayla satılmış. Fiyatlar yükselmiş. Hazır giyim firmaları prime time saatleri kapmış böylece tasarımcılar en verimli saatleri kaçırmış. Herkes şikayetçi durumdan. Çünkü Perşembe-Cuma işten çıkıp gidilecek. En güzel defileler kaçacak.
Bırak her günü her defileye ayrı giriş kartı almak zorunlu. Günde  5 kere sıraya girmek demek bu. Defile alanı 4 kat yukarda. Çok yorucuydu çoook. Herkes Otto ve Tamirhane civarlarında. Yiyecek içecek açısından da zayıf. Girişte Coca-Cola standı vardı. Alkol de yok ya...
Ağaoğlu ana sponsor olduğu için çok heybetli bir stand koymuş siyah asortik bir halı üzerine, kırmızı gül dağıtıyor ziyaretçilere. Yorum yok....
Bazı girmenin zor olduğu, isim listesiyle alınan defilelere yaratıcılığımı kullanarak girdim:) Defile, kulis ve Santralde sokak modası fotoğrafları çektim. Başlayalım bakalım.


Özgür Masur "Bugün" koleksiyonundan


Gizia "Değişim" koleksiyonundan

Zeynep Erdoğan; fırça darbeli kumaşların tasarımı kendisine ait.

Niyazi Erdoğan, "Dolmuş" en özgün koleksiyon ve sunum. Defile müziği Orhan Gencebay...


Zeynep Tosun, camia solo defile bekledi kendisinden ama yine karmadaydı. El yapımı deri çantalar özellikle dikkat çekti.


Atıl Kutoğlu, Hitchcock'un Kuşlar filminden esinlenmiş.


Simay Bülbül, "Zema'nın Seslenişi"... Yeni düzene karşı gelen kabile kadınları...


Günseli Türkay "Kırık Porselen" renkli, dinamik ve romantik...

Mehtap Elaidi "Çoğul Yalnızlık", grafik desenler, origamik ve asimetrik tasarımlar.

Mehtap Elaidi ve Günseli Türkay kulisinden kareler ve Santral Sokak modası yarın blogda...

2 Şubat 2011 Çarşamba

İşte Böyle Güzelim...

Benim tanık olduğum okumanın kahramanları;



Barış GönenenMine Tugayİpek Banu Kılar ve Özge KeskinSezgi MengiMerve EnginSami Berat MarçalıBurcu ÇelikMetehan Özkan
Ayça Damgacı

   Hepsini çok beğendim. Ama şöyle bir düşününce aklıma ilk gelen Ayça Damgacı... Hikaye zaten çok samimi, sanki yaşayan kendisi... Sinema ve tiyatroda başarılı bir sanatçı; o akşam karşımda sıradan bir Anadolu Kadını...
   Mine Tugay, kadın olmayı tercih etmiş bir erkek...
   Sezgi Mengi, yeni menepoza girmiş kadın...
   Merve Engin, lezbiyen olduğunu keşfeden genç bir kadın...
   Burcu Çelik, cinselliği tanımamış ve yaşamamış bir doktor...
   İpek Banu Kılar ve Özge Keskin, farklı etnik gruplara mensup iki dost...
   Barış Gönenen, göğüsleri çıkarken hissettiklerini anlatan bir genç kadın...
   Sami Berat Marçalı, cinsiyetsiz dönemler yaşamış bir kadın...
   Metehan Özkan, iki kadın taşıyan bir kadın...

Okuyucular değişken, hikayeler de zaman zaman... Ama özünde konu KADIN... Yazarlar kadın, yönetmen de...

Benim objektifimden "İşte Böyle Güzelim" kadınları ALBÜM ' ümde...


1 Şubat 2011 Salı

Tiyatro dolu haftasonu...

Tarih: 29 Ocak 2011
Saat: 21:00
Yer: ikincikat
Oyun: İŞTE BÖYLE GÜZELİM...
Oyuncular: Değişken!!!

Yani şöyle... İşte Böyle Güzelim bir kitap. Gerçek kadın hikayelerinden derlenerek oluşturulmuş. Kadınların kadınlara anlattıkları cinsellik hikayelerinden. Ebru Nihan Celkan, okuma tiyatrosu haline getirmiş. Hepsini ballandıra ballandıra anlatmak için biraz bekleteceğim. Zira oyunu fotoğraflama şansına eriştim. Görsellerle paylaşma niyetindeyim uzun uzun. Ama oyuncuların neden değişken olduğunu hemen açıklayayım. Her performansta başka oyuncular okuyor hikayeleri. Hikayeler bile zaman zaman değişiyor. Hatta okumak için ille de oyuncu olmaya da gerek yok. Tamam "Kadın" hikayeleri ama kadın olmaya da gerek yok. "Ben okumak istiyorum." demeniz yeterli. Tek koşul o; okumayı bilmek... Bir girizgah yapayım dedim yine çok konuştum. Şimdilik bu kadar... Söylememe gerek var mı? Mutlaka izlenmeli... Dinlenmeli... Okunmalı...

Not: Kitap Sel yayınlarından çıktı. Yazarları; Ayşe Gül ALTINAY, Esin DÜZEL, Hülya ADAK ve Nilgün BAYRAKTAR.

Tarih: 30 Ocak 2011
Saat: 17:00
Yer: Tiyatro Ti
Oyun: ADA
Oyuncular: Turgay DOĞAN, Hakan PİŞKİN

   Oyunun yazarı Athol FUGARD. Tek perde. John ve Winston, Ada'ya sürülmüş, aynı hücreyi paylaşan mahkumlardır. Birbirinden çok farklı iki karekter. Kader arkadaşı olmuşlardır artık. Neredeyse 3 yılları geçmiştir beraber. Neredeyse... 3. yılları dolmak üzereyken aldıkları bir haber herşeyi değiştirir. Duygu karmaşaları, endişeler, korkular, traji komik anlar... Hem güldüm, hem düşündüm, hem duygulandım. Bayağı yoruldum yani izlerken; ruhen:) Zaten camiada hatırı sayılır bir yeri varmış "Ada" nın. Tiyatro Ti '94 yılından beri sahneliyor oyunu.

   Siz de sıkılmadınız mı "Vodvil" lerden? Alternatif, Deneysel Tiyatro insanın vizyonunu geliştiriyor, gözünü açıyor. Mutlaka İZLEYİN. Tarihleri web sitelerinden takip edebilirsiniz. Bu arada; "Biz şirketçe toplanıp gelmek istiyoruz." da diyebilirsiniz. İrtibata geçiniz.

28 Ocak 2011 Cuma

Genç Sanatçılara...



Yüksek Derece'den bahsetmiştim daha önce ama özet geçeyim. Tüm süreci fotoğraflamak üzere içinde bulunduğum, Tiyatro Ti'nin bir tiyatro oyunu projesi. Kapsamlı, farklı ve genç oyuncular için çok önemli bir proje. Oldukça yetenekli gençlerin katıldığı bir "audition" ( yani seçme, ben de yeni öğrendim) sürecinden sonra 8 kişilik bir kadro kuruldu. Şu sıralar çok yoğun bir şekilde prova yapıyorlar. Nihayet seçmelerden ve kadro netleştikten sonraki çalışmalardan birkaç kare paylaşıyorum.
Projenin enteresan bir yanı da kapılarını sürekli açık tutması. Seçmeleri geçememiş ya da kaçırmış bir oyuncu olabilirsin; ya da "Ben oynamıyorum ama yazıyorum." diyebilirsin. O zaman buyur gel.
Facebook'ta sayfayı takip edip yazılarını fikirlerini paylaşabilirsin. Belki de keşfedilirsin:)


Seçmeler, Albüm 'de...
Son kadro aşağıda...

26 Ocak 2011 Çarşamba

"Fotoğraf Peşinde Bir Ömür"...

Türkiye Tarihinin son 30 yılını fotoğraflayan, ancak 2 yıldır bir rahatsızlık sonucu bitkisel hayatta olan Cumhuriyet Gazetesi eski fotomuhabirlerinden Erdoğan Köseoğlu'nun sergisi... Haberi de Cumhuriyet Gazetesi'nde okudum zaten. Arkadaşlarının "Ustaya Saygı Duruşu" olarak nitelendirdikleri kitap Kadıköy Belediyesi ve Ramazan Öztürk desteğiyle sergi haline getirilmiş.

Bu serginin daha doğrusu içindeki fotoğraflardan birinin enteresan bir hikayesi var. Fotoğraf şu;


"1 Mayıs Eylem"

   Gülseren Peker, yoldan geçerken Gazete Kadıköy'e şöyle bir göz gezdireyim derken bu fotoğrafla karşılaşmış. Gözlerine inanamamış. Çünkü karedeki o sarışın çocuk oğluymuş. 

   Adı Devrim Peker. Şu anda Radikal Gazetesi'nde çalışmaktaymış. 1 Mayıs 1980 Eylem karesinde bir "Devrim"... Şahane tesadüf diye ben buna derim.  Hem adının manidar oluşu hem de Türkiye'nin en önemli dönemlerinden birine sözcülük eden bir fotoğrafta yer alması... Hoşuma gitti. Paylaşayım dedim.

Not: Sergi Kadıköy Caddebostan Kültür Merkezi'nde gezilebilir.

22 Ocak 2011 Cumartesi

Giy... Çek...


Nostaljiyi kim sevmez ki? "Keşke o dönemlerde yaşasaydım." deyip hayıflanmanın bir faydası yok. Bu yüzden bu konsepti görünce çok hoşuma gitti. "Sizi yazıcam." deyip daldım içeri.

Serdar-ı Ekrem Caddesi'nde yürüken rastladık Giyçek Nostaljik Fotoğraf Stüdyosu 'na. Konsept nostaljik, mekan da kıyafetler de öyle tabii ki. Kapıdan adım atar atmaz geçmişe gidiyorsunuz zaten. Ne kadar matrak bir hediye olur diye düşünürken Stüdyo'nun sempatik sahibesi Gözde Hanım Hediye Çekleri' ni gösteriyor. İster kendiniz için ister sevdikleriniz için ilginç bir fikir olabilir. İlle de özel gün bekliyorsanız Sevgililer Günü kapıda...

Farklı bir hediye... Güzel bir anı... İnternet sitelerini ve Stüdyo'yu ziyaret etmenizi öneririm. Hoşunuza gidecek. Ama önce benden birkaç kare...





Kat kat PERA...


   Pera Müzesi''nde 2, önemli süreli sergi var. Biri Meksika diğeri Rusya'dan. Asansöre binip 6. kata çıktık Berrak'la. Çarlık Rusyası'ndan Sahneler- Rus Devlet Müzesi Koleksiyonu'ndan 19. Yüzyıl Rus Klasikleri...
O kadar detaylı ve ince bir işçilikle yapılmışlar ki sanki hadise karşımda gerçekleşiyor duygusuna kapıldım. Fotoğraf resim ile ışığın mekanik ortamda birleşmesi ya bu resimler henüz mekanikleşmemiş dönemden. Rusya tarihinden kesitler sunuyor. Yoksulluk, savaş ve ölüm, çocuklar, halk eğlenceleri, kadınlar, gündelik yaşam, doğa vesaire. Sefaletten feraha ve zenginliğe geçişi de çok net hissettiriyor eserler.



4. Kattayız. Frida ve Diego...


   Meksikalı Koleksiyoner Gelman Çiftinin koleksiyonundan olan eserler arasında Frida'nın otoportreleri, çizimleri; Diego'nun tuvalleri ve ünlü fotoğrafçıların çektiği fotoğraflar bulunuyor. Ayrıca sergide sürekli dönen bir video gösterisi ve Frida'nın eskizlerinin projeksiyon yansımaları da var. Bir sanatçının anlaşılması şart mıdır bilmem ama döneminin oldukça marjinal, takdire şayan bir kişiliği...


3. Kat İstanbul'a ayrılmış. Hilal ve Güneş İstanbul' da Üç Japon.
2. Kat' da Ağırlık Ölçüleri Sergisi...
1. Kat'da da Çini Sergisi.

Girişte Sergilerle ilgili anı eşyaları satılıyor.
Pera Müzesi gününüzü iyi değerlendirmek ve güzelleştirmek için iyi bir seçenek.
Sergiden son bir parça... Kaplumbağa Terbiyecisi... Osman Hamdi Bey...İyi seyirler...


20 Ocak 2011 Perşembe

( Parantez )... Asmalımescit... Bi' dur abi bi' Mojito içelim.


    Parantez'in yeri başkadır bizim için. "Girl's Mojito Night" mekanımız oluverdi birgün. Birdenbire... Yaz, kış demeden canımız bir kadeh birşey, güzel bir sohbet istediği zaman aklımıza gelen hatta gelmesine gerek olmadan ayaklarımızın götürdüğü; saatlerce oturulası bir mekan.

    Hem fiyatları uygun, hem de adam gibi içkini içebiliyorsun. Çoğu yerde mojito mu içiyorsun limonata mı anlamazsın. Geçen gün kırmızı şarabını denedim. Gayet hoşuma gitti. Kadehi de çok otantik. Adem's Apple, Satsuma - Mandalina Rüyası da güzel. Değişik adlı içkiler de var. İki gözüm önüme aksın, Patron vb. Hafta sonu kalabalığı beni boğar diyorsanız; hafta içi 18:00' dan sonra çok daha keyifli zaten.


Zencefil...


İst Cafe'nin yanındaki sokaktan girip sola dönünce hem sağ hem solda iki mekan Zencefil. Sağdaki o bildiğiniz limonatası, zencefilli keki ve salatalarıyla meşhur olanı. Soldaki eski mekan yeni oluşum. Mutfakta Alp ve Nil. Müthiş kokular yüzünüze çarpıyor kapıdan girince. Ev gibi bir yer. Ama eski evlerden. Ahşap mobilyalar, rengarenk minderli ahşap sandalyeler... Eski evlerde porselen tabakların dizildiği duvara asılı ahşap raflar vardır ya? Ondan da var. Bayıldım. Tabaklar da beyaz, ortası güllü... Çörekler, kurabiyeler, poğaçalar... Gidiniz...



İstiklal...


İstiklal'in girişinde sağ kanatta İst Cafe'deyiz önce. Hava da güzel. Dışarda oturabiliriz. Zaten yukarıdaki karede oturduğum noktadan. Ayça, mantar çorbası sipariş etti. Ben açım. Mönünün görselleri de çok iştah açıcı. Pizza Beyoğlu' nda karar kıldım. Ortası rokalı falan. Hmmm... Mantar çorbası da süpermiş ama; bol taneli. Bu postu niye yazıyorum? Güzel şeyler paylaşılmalı ondan. İst Cafe'yi bilmeyen yoktur ama belki bir dahaki gidişinizde farklı birşey denersiniz. Uzun zamandır yapmadığınız birşeyi yapar; dışarda bir masada oturup İstiklal'i seyre dalarsınız. Biraz yavaşlamak lazım...

İşte Pizza Beyoğlu...


Çok hoşuma giden birşey var. Akşam saatlerinde Fransız Kültür Merkezi'nin önündeki ağaç birsürü serçe hep bir ağızdan ötüşüyor. Sanırım gün bitince oraya sığınıyorlar. O kadar çoklar ki... Bahar geldi zannediyorum, kendimi iyi hissediyorum. Bayılıyorum o duyguya...